Powered By Blogger

15 November 2011

Nerde kalmıştık...

Uzun zamandır blog yazma ile uğraşamıyordum. Yeni ilhamla hem burayı hem de org-dev'i yürütmeyi düşünüyorum.

24 May 2011

SPECIALIST

When I was 17, I thought being 18 was great. It would change everything. When I got 18, I saw that 18 is just a stupid number. Nothing has changed.

When I had no driving licence, I thought having a driving licence changes every thing. When I got driving licence, I just started driving cars legally. Nothing was changed.

Before I had a credit card, I thought having a credit card is a privilege. Now I have like 5 credit cards, they only bring more burden to my life. Nothing was really changed in a good way.

I thought, when I work my way with Human Resources, I will be beyond other workers. When I finally make my way, I see that it is just another job. Like, engineering or being a clerk.

I always hoped, one day, if I become a specialist in my field, everything will be changed. I wonder, it is really happening.

I look at me in the mirror, and see, "It is still good old damned Yaşın."

Show must go on,
My hope is infinity...

16 February 2010

Cevabı beklenmeyen soru... Ne dedim ben?

Aklımdan bin tane şey geçiyor (bu bin tane şeyin içinde mevcut düzenin değiştirilmesi, iş yaşantısının çetrefilli!! yolları, hiç kimsenin aptal olmaması ama düzene uyup aptal gibi davranması, bir şeyin iyi yapılacakken sırf çıkarlar veya özensizlikten kötü yapılması gibi)ve durmadan bunların çözümlerini düşünüyorum. Bu düşündüğüm şeyler o kadar fazla ki bir konuda konsantre olamıyorum. Daha da kötüsü hayatımı idame ettirmem gereken işlere yoğunlaşamıyorum. Daha daha kötüsü kafamda evirip çevirip çözüme ulaştırdığım şeyleri etrafımdaki insanlara aktaramıyorum, en kötüsü ise yanlış aktarıyorum.

"Benim durumumda olan başka biri var mı?"

Motivasyonum bu kadar yüksekken, bu kadar hayal kırıklığına uğramak gerçekten sinir bozucu bir şey.

Bu motivasyonu sağlayan ise yıllar önce okuduğum, "başarı" üzerine yazılmış çok başarısız =) bir yazı.

Ya da ben delirdim...

07 February 2010

Innuendo gibi…

Zaman: İlkokul 4
Söz: Oğlum bak iyi bir okula girersen bütün dertler bitecek. Çocukluğunu okula girince yaşarsın.
Olan biten: İyi bir okula girilir. Ancak girilen okulda çabuk büyümezseniz böcekten bile daha fazla değer görmeyeceğinizi anlarsınız. Ayrıca dertler de bitmemiştir. Üniversite denilen olgu için tekrardan aynı eziyetleri çekmeniz istenir.

Zaman: Lise 2
Söz: Oğlum bak iyi bir üniversiteye girersen bütün dertler bitecek. Gençliğini üniversiteye girince yaşarsın.
Olan biten: Üniversiteye ite kaka girilir. Üniversitenin aslında lisede söylendiği kadar kolay bitirilmediği, her gün aslında bir üniversite giriş sınavına girer gibi hazırlanılması gerçeğinin farkına varılır. Her final bir ÖSS gibidir.

Zaman: Üniversite 3
Söz: Oğlum bak iyi bir işe girmen için 4 senede bu üniversiteyi bitirmen gerekiyor. İyi bir işe girince bütün dertlerin bitecek.
Olan biten: Üniversite bitirilir. İyi bir şirkette işe girilir. Dertler asıl şimdi başlıyordur =)

Zaman: Şimdi
Söz: Oğlum bak… eee şey… kem küm… Aslında seni sistemin parçası yapmaya çalışıyorduk. Sistemin parçası olmak istiyorsan herkesin yaptığını yap. HAYATTAN NEFRET ET, HEP SÖYLEN, İNSANLARI KIR, BENCİL OL, HEP SÖYLEN, HİÇ BİR ŞEYİ BEĞENME, BEĞENMEDİĞİNİ DİLE GETİR.
Olan biten: Bütün bu sözleri söyleyenlere acınır, yol çizilmiştir. Sana çelme takıp sistemin içine atmaya çalışanlardan sakınılır.

Birileri (kim bunlar cidden bilmiyorum ama yukarıdaki sözleri söyleyenler değil) hepimizle çok fena [çok afedersiniz] taşak geçiyor. Uyanın yahu. Koyun olma diyen büyüklerimiz bile aslında koyun.

Sonra koyun olmayacağınıza karar veriyorsunuz. “Hayat bizim verdiğimiz sözlerden ibaret” diye ağlıyorlar etrafınızda. Bana acıyorlar.

Ben ise hala gülüyorum.

Ölürken: “Lan ne güzel yaşadık, di mi lan?” demek istiyorum.

26 January 2010

Yaşın! Beni update et... Peki

Ne kadardır içimi dökmüyorum internete şöyle bir vakti geldi diye tahmin ediyorum. Herkesin o kadar çok derdi var ki, benim için önemli olan onlar için incir çekirdeğini doldurmuyor. Ben de bu yüzden kimseye kendi dertlerimi anlatamıyorum. Anlatmaya kalkınca "yeter aq, seni mi dinleyecez" tepkisini alıyorum.

Hayat durmadan kuralları değişen bir oyun. Galip gelmek için stratejilerimi buna göre oyun içinde değiştirmek zorunda kalıyorum.

Ve yanlış karar vereceğimden korkuyorum...

Hedeflerime doğru kayıpsız gidiyorum fakat bu uzun yolda düşüp bir daha kalkamayacağımdan korkuyorum...

En büyük savunma kalkanım, o dalgacı duruşum çok darbe yiyor arkadaş. Ayakta durmakta zorlanıyorum artık.

01 December 2009

Replica Revisited

I had no name, last December,
New Years' Eve I don't want to remember...
I was in a constant pain.

20 November 2009

Ama...

İlk defa bir şeyi yazmak isteyip yazamıyorum.

...ama ben böyle gelişsin istememiştim ki, hatta gelişsin bile istememiştim.

İşin bok tarafı da olayın de-kozmos olması.

olmadı, olmuyor, olmayacak, olmaz. Ama, ama, ama...
Amalar birbiri ardına...

Nothing is like it appears...

19 July 2009

Fugitive

Sessizlik kanımdan daha ağır...
Sensizlik senleyken daha ağır...
Yaşlarım yaşlarımdan daha ağır...

Yaşlanıyorum. Soruyorsun... Nereye gideyim? 2 yol var demiştin, birinden gidiyorum. Göz yaşları, boşluk, hepsinin sonu aynı. Birinin eksiği birinin fazlası... Peşinizden geliyorum, sırtınıza zırh giyiyor, yollara mayın döşüyorsunuz. Hayatımdan siliyorum bir şekilde dahil oluyorsunuz. Kaçıyorum peşimi bırakmıyorsunuz. Peşinden koştuğum şeyler gerçekleşiyor onları kıskanıyorsunuz. Kendimi ifade ediyorum ukala diyorsunuz.

Yanlız kalmak istiyorum bırakmıyorsunuz. Sessiz kalmak istiyorum konuş diyorsunuz. Aşk öldü diyorum el fatiha diyorsunuz. Sessizce kenardan insanları izliyorum beğeniyorum bin tane laf yiyiyorum. İzlemiyorum asosyal oluyorum. Kendimi şarkıların içinde buluyorum ilanı aşk oluyor.

Zaman herşeyin ilacıdır diyorlar. Sabredemiyorum.

Bir bataklığın içindeyim. Kaçmaya çalıştıkça daha da içeri batıyorum. Birinin ip atmaaını bekliyorum.

Bunalımı bile yaşayamıyorum.

İşin en kötüsü de ne yapmak istediğimi gerçekten bilmiyorum.

I am a fugitive...

16 June 2009

OZAN'IN ŞARKISI

[Blind Guardian'dan Bard's Song]
[Dinledikçe hüzünlendim. Gerçek hayatla ilgili değil ama gerçek olan ve gerçek olması gereken hikayelerden; gerçek olması gerekenlere girenlerden... Sanki şu an Orta Dünya'dayım, Lorien Ormanı'nda ya da Ayrıkvadi'de, ama Elfler çoktan denizin ötesine geçmişler gibi]

Şimdi hepiniz biliyorsunuz
Ozan’ı ve Ozan’ın şarkılarını…
Saatler geçtikçe,
Kapatırım gözlerimi.

Dünya’nın öbür ucunda,
Belki bir araya geliriz.
Ama şimdi benim şarkımı dinleyin,
Şafak sökmek üzereyken,

Ozan’ın şarkısını söyleyelim;

Gelen gün bizi alıp götürecek,
Evimizden uzaklara,
Hiç kimse ismimizi bile bilmeyecek
Ama Ozan’ın şarkıları kalacak.

Gelen gün alıp götürecek,
Bugünün korkusunu.
Gidecek,
Sihirli şarkılarımızla.

Sadece bir şarkı,
Kaldı aklımda.
Cesur bir adamın hikâyeleri,
Buralardan çok uzaklarda yaşayan.

Şimdi Ozan’ın şarkılarını bitti,
Gitme zamanı geldi.
Hiç kimse Senin adını sormadı
Onun…

Hikâyeyi anlatanın

Gelen gün bizi alıp götürecek,
Evimizden uzaklara,
Hiç kimse ismimizi bile bilmeyecek
Ama Ozan’ın şarkıları kalacak

Yarın hepsi bilinecek,
Ve Senin yalnız olmadığın…
Öyleyse korkma,
Karanlıkta ve soğukta,
Çünkü Ozan’ın şarkısı kalacak.

Düşüncelerimde ve rüyalarımda,
Her zaman aklımdalar,
Hobbitlerin, cücelerin ve insanların şarkıları
Ve elflerin.
Gözlerin, yakınlaştır.
Onları sen de görebilirsin.

07 June 2009

İstanbul'dan Göç

24 yıl İstanbul'da yaşadım. Uzun bir süre yalnız başıma, uzun bir süre de annemle. Çok kahrını çektim İstanbul'un. Soyuldum, dayak yedim, kayboldum, trafiğe hayatımın yarısını verdim. Her gün birileri sırf canı istiyor diye arkamdan bıçaklamasın diye paranoya yaptım. Doğudan zengin olmak için gelen, karın tokluğuna çalışan insanlara acıdım. Zenginleri kıskandım gece kulüplerinde her gece milyonlarca para harcıyorlar diye.

O vazgeçilemeyen Boğaz'ına, denizine hiç anlam veremedim. Benim için Boğaz'ı görmek trafik demekti. Ya da çeyrek kala-çeyrek geçe vapuru. Deniz bana sadece Bakırköy - Kadıköy - Bostancı Deniz Otobüsü hattıydı. Ha yanı başında rakı balık yapmışım, ha etrafı betonla çevrili Taksim'de.

7 yıl boyunca İstanbul'da Sarıyer - Taksim - Ataköy arasında gidip geldim. Maslak'tan minibüs, Taksim'den ya 71T ya da sarı domuşlar. Hiç biri zevk vermedi hep kötü anılar. Güzergah süper olmasına rağmen...

Neredeyse bütün arkadaşlarım Anadolu yakasında oturuyorlardı. Buluşma yerimiz Taksim, Beşiktaş ya da Kadıköy. Konseptler hep değişik olsa da yapılan şeyler hep aynı. Oturalım bir yerlerde. Muhabbet edip, muhabbetin yanına da sos olarak para harcamak. Oturduğun yerin sandalyesine göre de biraya verdiğin paranın anlamsızlığı. Dinlediğin müzikler hep aynı. Takıldığım yerlere göre genelde aynı. Soft Rock, Rock, ya da Atmosferik Gay Metal. Birileri çıkıp sıcacık bir ortamı olan bir mekan yapıyor. Bir süre oraya takılıyorsunuz. Arkadaşlarınızı bu keşfettiğiniz yeni yere getiriyorsunuz. Şarkıları size göre. İçecek fiyatları makul. Onlar da kendi arkadaşlarını, daha sonra tanımayanlar da... Kapitalizme dayanamayıp bir süre sonra o mekanın da cılkı çıkıyor. Ya kapatıyor, ya da klasiklere dönüyor.

İlişkiler de burada bozulmuş. İçeride olunca asla farkedemediğiniz bir bozulmuşluk. Hep bir şeylere kıyaslama halinde. Mutlu olmaya çabalamak yerine ne yaparız da mutsuz oluruz üzerine ilişkiler. Nasıl karşımdakini daha berbat kıskanıp hayatını rezil ederim anlayışındayız. Dışarıdan bakınca o kadar kabak gibi gözüküyor ki...

Gökhan Semiz'den alakalı olan kısımla ilgili. [Ben daha hazırlıktaydım öldüğünde. Şarkıları komik diye dinliyordum sadece. Üniversite'de anlamaya başladım bu eşsiz abiyi.] İstanbul'da sular akmıyor... Bana buralarda kimse bakmıyor... Uçaklar rötar yapmış, trafik sıkışık... Çöpler yine birikti arka bahçede... Yağmurun elleri yok, gitarın telleri yok... Morali bozuk, cereyan kesik... Bazen sevinçli bazen hüzünlü...

Kaos ve karmaşa. Mutsuzluk ve yalnızlık.

Çok öncelerde görüp aşık olduğum iki şehir. Antalya ve Marmaris. Gidemezsin, yapamazsın, İstanbul'u ararsın, sen şehirlisin orada yaşayanlar köylü. İş bulamazsın.

Artık Antalya'lıyım. Antalya'dayım. Kaos yok, paranoya yok, trafik yok, ailem ve sevgilim yanımda yok. İş var, burada da deniz var, sevgilimin geleceğine dair ciddi bir söz var ortada...

Kısacası hayat İstanbul'da değilmiş. Taşındaki toprağındaki altın da senin olsun İstanbul. Bilmiyorum galiba ben biraz salağım. Bu da böyle bir boşalma işte... Ey İstanbul sen mi yamansın, ben mi yaman? derdim. Artık şöyle diyorum. İstanbul sen yamanmışsın. Bana uzak Allah'a yakın ol... İstanbul'un da çok umurundaydı.

10 April 2009

Terelelli Fıkra

İki adam vapurda tanışmış. Muhabbet ne iş yaptıklarına gelmiş. Birisi ben hırsızım demiş, öbürü ben de ibneyim demiş. İbne olan "Hadi bana nasıl hırsızlık yaptığını göster" diye tutturmuş. Hırsız olan "ama sen de bana nasıl ibnelik yaptığını göstereceksin" demiş. İbne kabul etmiş. Hırsız da "beni iyi izle" deyip, kaşla göz arasında, vapurda ayakta duran heybetli bir adamın arka cebindeki cüzdani çaktırmadan çekip almış. Sonra, "hadi bakalim sessiz bi yere gidelim de, sen de bana ibneliği nasıl icra ettiğini göster" demiş. İbne "Sessiz bir yere gerek yok burada da gösterebilirim" deyip, cüzdanı kaptıran abinin omuzuna vurmuş:
- Abi, bu adam senin cüzdanını çaldı!

06 April 2009

Rail Trip Strikes Back

Haydarpaşa - Ankara. Fatih Ekspresi. Yemekli vagon. O kadar çok anlam ifade ediyorki artık. Lisede sevgiliye gidişi, üniversitede kaçışı, şimdi ise mekan değişikliğini... Dönüşünde yine bir sürü ilginç şeyin beyinde hiç çıkmazcasına yer edinmesi...

Gerçekleri apaçık görebilmek için, belki aydınlanabilmek için, beynime bazı şeyleri çekiçle bam bam diye vurup sokabilmek için. Belki de amaçsızca. Her şeye rağmen yapılan bir yolculuk.

Sonrasında tatlı bir yorgunluk, huzur...

Hayattaki tek ablama:
"Ablacım hakikaten seninle konuştuğumuzda üzülüyordum, şimdi de üzülüyorum. Ama değişebilecek bir şey yok. Tek söylenecek şey: düşündüğümüz gibi değilmiş. Sen üzülme yeter"  

Mekanlar: Kızılay, Aşağı Ayrancı [kemal abi-abdullah dede], Çayyolu [nhn], Dışkapı, Bahçelievler, Yenimahalle [nesrin teyze-mustafa abi-ayçegül].
Ziyaret edilen bazı üniversiteler: ODTÜ, Bilkent, Ankara Üniversitesi, Hacettepe.
Tekrar gitme istediği: ASAP.
İçimdeki değişim: İnanılmaz.

Helpless...

01 April 2009

You're My Best Friend

You make me live
Whatever this world can give to me
It's you you're all I see
You make me live now, honey

You're the best friend that I ever had
I've been with you such a long time
You're my sunshine and I want you to know
That my feelings are true
I really love you
You're my best friend

You make me live
I've been wandering round
But I still come back to you
In rain or shine
You've stood by me, girl
I'm happy at home
You're my best friend

You make me live
Whenever this world is cruel to me
I got you to help me forgive
You make me live now honey

You're the first one
When things turn out bad
You know I'll never be lonely
You're my only one
And I love the things
I really love the things that you do
You're my best friend

You make me live

I'm happy at home
You're my best friend
You make me live
You you're my best friend

freddy mercury

20 March 2009

Sonsuzdan Esinlenmek...

Sandım ki dağlarda yol yokmuş, uzandım olduğum yere...
Kalbimdeki güç bitti sanki, uzandım...
Yarın bir türlü gelmedi, uzandım...

Zor günlerimin ardından huzur gelmedi her zaman...
Ertesi gün geldiğinde de umutlarım istediğim yönlere dönmedi her zaman...

Sözlerime lütfen inan, yüreğim arkadaşça her zaman...
Umudum sonsuzdur, ugraşım bitmeyecek hiçbir zaman...

Geliyor geçiyor hayat, dönüyor durmuyor dünya...
Geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya...

Bir zamanlar...
Sandım ki, yalnızlık tek olabilecek şey... (dostlarım hiç değişmedi)
Aldandım; kaçtım, kaçtıkça da yalnızlığım bitmedi

Gördüm ki UMUTsuzluk son değil,
Gördüm ki her şey olacağına varcak...

Şu an anladım ki, bitecek olan şu hayattan zevk almak,
Yapabileceklerinin en iyisini yapmak,
İnsanları sevmek, iyi bir insan olmak yapılabilecek en doğru şey.

Anlatmak istediklerim bu satırlarda gizlidir, bende değil.
En karanlık anda bile ışığı gösterebilen bütün dostlarıma SONSUZ teşekkürler,
Pentagram'a da böyle inanılmaz bir şarkı yazdığı için teşekkürler. 5 yıldız verebildiğimiz MediaPlayer'da bu şarkıya verdiğim yıldız sayısı SONSUZ. Paha biçilemez...

Returning to Earth Orbit. Aprox. 4 days and counting...

17 March 2009

I Would Have Give My Kingdom for Your Heart...

I'd give my everything to you, follow you through the garden of oblivion.
If only I could tell you everything, the little things you'll never dare to ask me...

I was raised from a broken seed, I grew up to be and unwanted weed.
Ever faster the time exceeds me, little harder again to remember...you.

The walk we took that night, I hope your wish came true.
Mine betrayes me, every time I try.

I'd give a kingdom for one more day as a king of your world,
I'd give a kingdom, for just one more day.

On this day of March, darkness becomes me.
Bless this day with a tear, for I have none I fear...

What the hell am I waiting here for expecting you to come
And give away your life just for a moment of my time
Have a hole where I should have a heart.
I'm made of wood, I'm falling apart. I would give a kingdom for one more day.

---

17 Mart 2009. Bu konuda son yazışımdır... Gönlümün mahkemesi tarafından bu olay süresiz olarak kapatılmıştır.

---

End of the line...